• Donald Trump Gerçekleri

Aşkın Nöropsikolojisi: Aşıkken Beynime Neler Oluyor?

images

“…Sevgi neydi ? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı? Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş çıkar. Sevgi neydi ? Sevgi sahip çıkan o sıcacık insan eliydi, sevgi iyilikti… Dostluktu… Sevgi emekti.”

Yüreğimize kazındı bu sözler… Cengiz Aytmatov’un “Kırmızı Eşarp”ından uyarlanan “Al Yazmalım” dünyanın hiçbir yerinde karşılaşmadığı büyük bir ilgiyle karşılandı Türkiye’de ve bir kült halini aldı. Aklımızdaysa işte bu sözler kaldı. Asyanın, İlyas’ın, Cemşit’in yaşadığı bu dramatik aşk, başından beri aşkı sorgulayan Asya’nın “Samet ona baba demişti, Cemşid’i babalığa seçmişti.” sözleriyle bir ayrılığa mahkum edilip, dostluğun, arkadaşlığın, vefanın tercih edilmesiyle nihayete ermişti.

Hayatın çok içinde olan bir öykü olmasıydı belki bizi en çok sarsan ve bu filme bağlayan şey. Dostluk temelinde bir “aşk” tanımı yapması; iyiliği, vefayı öncellemesi de farklı bir bakış açısıydı. Aşk; sevginin; muhabbetin en deli hali kuşkusuz. Sadece dürtüsel bir yönelimi değil, içinde sıcak sevgiyi ve dostluğu, arkadaşlığı, o her daim yakın olma arzusunu da oluşturan ve bizim “kainatın yaratılışının özü” dediğimiz kavram.

Aşk, “ışk” kelimesinden geliyor; yani sarmaşık.

Ne güzel benzetme; tıpkı sarmaşık gibi, duyguların en deli ve en tutkulusu olan “aşk” da kişiyi bir sarmaşık bitkisi gibi sarar ve neredeyse hiç boşluğa yer vermez. İlginçtir; sarmaşığın bir özelliği de sardığı bitkiyi içten içe eritmesidir. Aşk da düştüğü gönlü içten içe yakan, hüzünlendiren, coşturan ve hayata tutunmak için güçlü bir anlam yükleyen özelliktedir. Psikolog Erich Fromm, sevgiyi, insanlığın sorunlarına bir yanıt olarak, kişideki aktif ve yaratıcı gücün kaynağı bir enerji olarak ve bu söz konusu yaratıcılıkla sevmeyi de bir sanat olarak tanımlamıştır.

Kişilik dediğimiz mefhum 21 yaşlarında alnımızın arkasındaki “düşünme, muhakeme yapma, seçenekleri tartma, yargıya varma, karar verme ve kişilik” ile ilgili olan Prefrontal korteksin gelişimini tamamlamasıyla oluşuyor. Ancak beynin gelişimi, değişimi& dönüşümü bununla kalmıyor. Kutsal metinlerde ve efsanelerde, destanlarda 40 yaşın önemli olduğunu biliriz. Evrenin Sahibi’nin sözü olan Kuran’da da Hz. Musa’ya (a.s) 40 yaşında hikmetin verildiği ifade edilmiştir. Hz. Muhammed’e (a.s) de  peygamberlik görevinin 40 yaşında verildiğini, ilk vahyi 40 yaşında aldığını biliyoruz.

Beynin dinamik değişiminde, yaşla birlikte insanların esneme ve diğerine benzeşim gösterme özelliğinin azaldığı da bilinmektedir. Zira “ortak tarih” ne kadar derine gidiyorsa ilişkinin ve bağın o kadar kuvvetli olduğu görülüyor. Üniversite yıllarında başlayan, birlikte mezun olmanın, parasızlığın ve işsizliğin birlikte yaşandığı ve daha sonra sınavları geçme, iş bulma gibi heyecanların olduğu; “ortak tarih”in yazıldığı ilişkilerde çiftler birbirine daha bağlı ve sevgi dolu olabiliyor. Üniversiteden mezun olmuş, sınavlara girmiş, bu dönemleri tek başına atlatmış, sonra gitmiş, çalışmış, borçlarını ödemiş, hayatını tek başına kurmuş bir kahramanın tanışması da, ilişkinin başlangıcı da kuşkusuz daha bürokratik ve diplomatik bir çerçevede gerçekleşiyor.

Aşkın ömrü kaç yıl diye sorduk, durduk. Kimisi “Aşk bir ömür sürer.” dedi; kimiyse “Evlilik aşkı öldürür.” gibi bir cevap verdi. Nöropsikolojinin buna cevabı ise “6-8” ay. Sizi üzmek istemezdim, ama bilimsel gerçekleri paylaşmak durumundayım. Bir yılın yarısında bitiyorsa aşk; sonrasında ne olacak? Sonrasında ise, o kuvvetli sevgi, aşk; dostlukla, iyilikle devam edecek.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki; kadınlar ve erkekler farklı beyin tasarımlarına sahip; bu bilimsel bir gerçek. Tıpkı fiziksel farklılığımız gibi, beyinlerimizde de hormonal, nörotransmiter ve organik farklılıklar mevcut. Bu birinin diğerinden üstün olması şeklinde değil, birbirini tamamlama şeklinde. Örneğin, kadınlarda sol amigdal’in, erkeklerde ise sağ amigdal’in daha etkin olması farklı düşünüş ve davranışların oluşmasına neden oluyor. Yahut erkekte egemenlik, güç ve iktidar duygularını oluşturan testosteron hormonunun ve kadında şefkati, sevgiyi oluşturan ve kendisini bir kraliçe gibi; bir prenses gibi hissetmesini sağlayan östrojen hormonunun etkin olması gibi. Bunu söylediğimde kadın ve erkek kimliğini “sosyal öğrenme” ile açıklayan arkadaşlarımız oluyor. Amerikalı nöropsikiyatrist Louann Brizendine ‘in çalışmaları ve yayınlanan iki kitabı bir cevap niteliğindedir. Bizler erkek veya kadın olarak doğuyoruz. Sosyal öğrenme elbette kişiliğimiz üzerinde etkiye sahip ancak bu cinsel kimlik tercihi ve oluşumu şeklinde belirleyici ve mutlak değil. Küçük kız çocukları kendisine verilen oyuncak kamyonları bile beşikte sallarken, erkek çocukları oyuncak bebeği, kılıç olarak kullanıyor. Milyarlarca insan sosyal öğrenme ile kadın veya erkek olamaz. Cinsiyetlerimiz beraberinde birbirini tamamlayıcı farklılıkları da beraberinde getiriyor.

Kadın ve erkek beyin yapılarına kısaca değindikten sonra bu yazıda aşkı anlama ve yorumlama farklılıklarından bahsetmek istiyorum.

Kadın ve erkeklerde duyu organlarının baskınlığı değişir. Örneğin görme duyusu erkeklerde daha etkin; buna bağlı olarak erkekler kadının görsel çekiciliği üzerine ilişkilerini inşa ediyor ve aşk kadınlarda beynin içgüdülerle ilgili alanlarını, dikkat ve hafıza alanlarını; erkeklerde ise daha çok görsellik alanlarını hareketlendirdiğinden “ilk görüşte aşk” çoğunlukla erkeklerde görülüyor. İlk görüşte aşık olduğunu söyleyen bir kadınla karşılaşmak zordur; belki ilk görüşte yoğun bir çekim oluşsa bile kadınlar asla sadece görsellik üzerine ilişkilerini bina etmezler.
Aşk tüm gücüyle devam ederken amigdal, beynin endişe ve eleştiri merkezi olan Anterior Singulat Korteks’i kapatır. Buna bağlı olarak aşkın gözü kördür dediğimiz olgu ortaya çıkar. Kişi, endişelerini bir kenara bırakarak, aşk duygusuna yoğunlaşır.

Aşk beyindeki dopamin (yani haz) membalarını; kaudat çekirdek, ventral tegmentum ve nükleus akumbensi, ışık gibi yakar. Dopamin aynı zamanda çikolata, dondurma yemek, uyuşturucu kullanmak ve doğru tahmin etmek gibi durumlarda da etkinleşmektedir. Bu da aşk bağımlılığını ortaya çıkarır. Tıpkı uyuşturucu bağımlılığı gibi… Her iki cinsiyette de dopamin salgılanmasına ilaveten erkeklerde testosteron, kadınlarda östrojen, oksitosin hormonları tavan yapar. Bu dönemde kız çocukları ve genç kızlar karşı cinsin hatalarını önemsemezler. Ve ebeveynlerin uyarıları bir şey ifade etmez. Aşkta olduğu gibi eğer beyinde fazla miktarda dopamin, oksitosin dolaşıyorsa yargı gücü afallamaya başlamıştır.

Aşkta, beynin ödül devrelerinde dopamin, östrojen, oksitosin, testosteron vazopressin gibi nörokimyasallar salgılanır. Bu kimyasallar çiftlerin birbirlerine bağlanmalarını sağlar. Aşkın beyindeki bu durumu ise 6-8 ay arası devam eder. Sonrası iyilik, dostluk, emek ve vefadır…

Dostlukla.

Dr. Habib Demirel,

Ankara

2 Yorum

  1. Ümit Şim demiş ki:

    Hocam bu site için teşekkürler. Buradaki yazıları facebook tan paylaşabilir miyim ? İyi çalışmalar. Tesekkur ederim.

    17 Aralık 2014
    Yanıtla
    • admin demiş ki:

      Bilgi paylaşmak içindir, kaynak göstererek elbette paylaşabilirsiniz, selam ve dua ile.

      1 Ocak 2015
      Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Geçmişinizde,  Geleceğinizde Yüzünüzde Saklı.Kaderinizi Yüzünüzden Fizyonominizden Öğrenebilirsiniz. " Kaderden Aşka Yüzdeki Gizem" Programını Her Hafta Cumartesi Günleri Saat 11:00 ile ...
Daha Fazlasını Oku
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım, kış vakti çoluk çocuk hastalanmasın, aman evde birbirine bulaştırmasın diye, iki çocuğuna, kendisine ve eşine grip ...
Daha Fazlasını Oku
Beslenmemizde bazı yiyecekleri ön plana alarak psikolojik iyilik hâlini sağlamak, moralimizi yükseltmek mümkün. Özellikle mens (regl) dönemlerinde olan bayanlar, hormonal ...
Daha Fazlasını Oku
Doğu Edebiyatının en güzel, en efsunlu örneklerinden biridir Binbir gece masalları… Masal içinde masal dinleriz. Ancak esas masal, Şehrazad ile ...
Daha Fazlasını Oku
"...Sevgi neydi ? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı? Sonunda coşkun ...
Daha Fazlasını Oku
20. yüzyılın en trajik ve etik ihlâllerle dolu deneyi...Bir yanda 6 aylık masum bir bebek, diğer yanda hırslı bir doktor ...
Daha Fazlasını Oku