• Donald Trump Gerçekleri

Harf Devrimine Nöropsikolojik Bakış: Osmanlıca Beyin Temelli Yazı Dili mi?

Harf Devrimi, Osmanlıca tartışmaları ile birlikte yeniden gündeme geldi. Şahsen ben, kelimelerin “ölümüne” üzülen bir insan olarak, bir dilin ölmesine elbette içerliyorum. Hele ki muazzam kelime haznesine sahip bir dilse mevzu bahis.

1 Kasım 1928’de çıkarılan 1353 sayılı “Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun”un kabul edilmesiyle ilgili şimdiye kadar çok şey söylendi; bunun siyasi, kültürel, sosyolojik, psikolojik boyutları üzerinde duruldu; mağdur edilen ve akademik camiadan dışlanan üniversite hocalarının itibarsızlaştırılması üzerine pek çok yazılar yayınlandı. Bense bu yazımda “yazı dilinin beyin için anlamını” açıklamaya çalışacağım.

11 Aralık günü Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Alevi Çalıştayı’na katılma fırsatı bulmuştum. Ankara’ya dönerken birlikte seyahat ettiğimiz Alevi Dede’si olan dostumuz sohbet sırasında bir günde yapılan harf devriminin akıl alır gibi olmadığını söylüyordu.

Harf Devriminden kazançlı çıkan mutlu azınlık yabancı okullarda eğitim alanlardı ve yeni kurulan cumhuriyet bürokrasisinin& diplomasisinin kurucuları da bu çekirdek kadroydu. Sevgili Mustafa Armağan’ın “harf devrimi” üzerine ciddi araştırmaları oldu. Peki, Harf Devrimi iddia edildiği gibi “bilimsel bir gereklilik” olarak mı yapılmıştı? Nörobilimin buna cevabı “hayır”. Bu yazıda harf devriminin nörobilimsel açıklamasını getirmeye çalışacağım. Beynin öğrenme diline, yazı dilinin öğrenmeyi nasıl etkilediğine, İsrail’in ve Arap ülkelerinin ve Rusya’nın, Japonya’nın, Çin’in yazı karakterlerine değineceğim.

İnsanoğlu bazı bilgileri kalıcı hale getirmek istediğinde nesnelerin resimlerini çizerek yazıyı hayatına dâhil etmiş oldu. Resimyazı diğer adıyla “piktografi”, zamanla yerini ideogramlara bıraktı. İdeogramlar kavramın mutat şekiller ile gösterilmesini ifade eder. Japonların ideogramsal yazı dizgesine kanji denir. Japonya’da yakın zamanlarda yapılan dil reformları ile kanji kullanımı sınırlandırılarak öğrenim kolaylaştırılmaya çalışılsa da yine de bu dilde okuyup yazmak hala ciddi bir emek ve eğitim gerektirmektedir. Günlük kullanım kanjileri 1945 karakterden oluşmaktadır, buna ilaveten 983 adet de isim kanjisi kabul edilmiştir. Japon ideogramlarının toplam sayısı ise on binleri bulmaktadır.

Kanji_by_fanchielover15

Tarihin en eski medeniyetlerinden olan Mısır’da ise resim ve yazılardan oluşan “kutsal yazı” anlamına gelen hiyeroglifler kullanılıyordu. Ancak zamanla Mısır kültürü değişime uğradı ve bu yazı dili unutuldu. Bilinen en eski hiyeroglif yazısı M.S. 395 yılında yazılan bir kitabedir. Napolyon’un Mısır seferi sırasında bulunan Reşit Taşı’nın (namı-diğer Rosetta Stone), üzerinde hem hiyeroglif hem de Yunanca yazı olduğu için asırlardır gizemini koruyan hiyeroglif yazısının da sırrı çözülmüş oldu.

c1a69_hieroglyphics3Görüldüğü üzere ideogram ya da hiyeroglif olsun, bu yazı dillerinde okur& yazar olmak insanın yıllarını alıyor. Bu ise hiç pratik değil. Daha kolay ve hızlı öğrenilebilecek yazı arayışları sonunda fonetik yazı bulundu. Böylece insanlar kavramları seslerine göre kodlamaya başladı. Fonetik yazıyı ilk kullananlar Antik Yunanlılardı. Yunanlılar 24 adet sessiz harften oluşan alfabeleriyle yazım hayatına katıldılar.

İbranice, Arapça ve Aramice gibi Sami dillerinin yazımına baktığımızda ise üç şey dikkat çeker.

  1. Türkçe, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca gibi pek çok dilin aksine sağdan sola doğru yazılması.
  2. Sentaks dediğimiz sesli harf kullanılmayan yazı usulü.
  3. Kelimeler arasında boşluk bırakılmadan yazılması.

Sami dillerinde metin, sibak ya da bağlam denen durum içinde anlam kazanıyor. Kelimenin nasıl okunacağı metinde hangi konunun işlendiğine bağlı olarak değişiyor. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre sibak, “bir şeyin geçmişi” olarak tanımlanmaktadır. Sibakı “bağlam” olarak değerlendirilebiliriz. Metin, sibak içinde anlam kazanır.

Örnek: “snsvyr”

Bunu romantik bir metinde “seni seviyor”, başka bir metinde “sana sövüyor”, bir başkasında ise “seni savıyor” olarak yorumlamamızı sağlayan şey sibaktır.

image_238701_detail

Küçük bir ilgi dağılması, dikkatin yön değiştirmesi cümleye bambaşka anlam verebildiği için kişi, üzerinde çalıştığı metne odaklanmak zorunda kalıyor. Zaman zaman sayfalarca okuduğunuz, ama bir şey anlamadığınızı fark ederek yeniden başa sardığınız olmuştur. Harflerin ard arda geldiği ve çözmemiz gereken hiçbir şey olmadığı bir yazı ile okumak kolay olduğu için odaklanma ve konsantrasyon zayıflar.

Aslında burada hikayenin dayandığı nokta yine sol beyin& sağ beyin ilişkisine; düşünce tarzına varmaktadır. Sol beyin ardışık & peşpeşe & sıralı düşünür. Sağ beyinse eş zamanlı ve senkronize düşünecek şekilde tasarlanmıştır.

Bizimki gibi; sesli harflerin kullanıldığı sibaksız ve soldan sağa doğru bir yazı, sağa doğru göz hareketi nedeniyle sol beyinde değerlendirilir (Gözde çaprazlama vardır; göz hareketleriniz sola doğruysa sağ beyin, sağa doğruysa sol beyin tarafından kontrol edilir.) Sağdan sola doğru göz hareketini gerektiren sibaklı metinler ise sağ beyin ihtisasına girer. Aynı zamanda dikkat, sağ beynin ön frontal alanında bulunmaktadır. Ve bu bölgeyi hareketlendiren yazılar sağdan sola doğru olanlardır. Şu da bir gerçek ki, sağ beyindeki işitsel, görsel ve uzaysal algının kesiştiği alan olan, beynin çözüm arayıcı bilişsel ağı temporoparyatooksipital asosyasyon alanı sağdan sola, sibaklı okumalarda etkinleşir. Bu alan düşünmenin olduğu alandır. Beyin temelli, odaklanmayı kendi doğası gereği oluşturan, düşünme alanlarını hareketlendiren yazı dili böylesi bir yazıdır.

Soldan sağa yazı dizgesi üzerinde karar kılan eski Yunanlılar, alfabelerinde olmayan sesli harflere ihtiyaç duydular. Kaçınılmaz bir ihtiyaçtı bu aslında; sol beynin ardışık, sıralı, peşpeşe tasarımı sesli harf kullanma mecburiyetini de beraberinde getirir. Antik Yunan kültürünün etkilediği topluluklar bu uygarlıktan sonra da soldan sağa doğru yazı dizgesini devam ettirdiler. Günümüz topluluklarının büyük çoğunluğunun soldan sağa doğru yazması hem Antik Yunan kültürünün etkisinden, hem de bu kültürün takipçisi olan egemen güçlerin diğer uluslara tesirinden kaynaklanmaktadır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, terk ettiğimiz Osmanlıca harfleri ve İbranice, Arapça, Japonca beyin temelli öğrenme için, odaklanma için, düşünme için ideal ve buluş oluşturma alanlarını hareketlendiren özelliktedir.

Sadece sessiz harf kullanılarak oluşturulmuş elli dilin ellisinin de sağdan sola doğru yazdığı biliniyor. Sesli harf kullanan dillerin ise tamamına yakını soldan sağa doğru yazıyor. Ayıca fonetik dillerin çoğu yatay bir çizgi izlemesine rağmen Çince ve Japonca gibi resim yazısı kullanan diller dikey yönde, yukarıdan aşağıya doğru yazılmaktadır.

Japonca hem ideogram denen resimyazıları kullanan hem de fonetik yazı kullanan iki farklı yazı biçimine sahip bir dildir. Fonetik yazı (kana) sol beyin, resim yazısı (kanji) ise sağ beyince değerlendirilmektedir. Fonetik ve görsel bir yazıyı bilmek birçok durumda kişiye avantaj sağlar. Beynin sol temporal bölgesi hasara uğradığında bir Japon “kana”’yı kullanamasa dahi “kanji” ile işlerini yürütebilmektedir. Ancak paryatooksipital beyin bölgesi hasara uğradığında hem görsel hem fonetik dizgenin ikisi de kaybolur.

Şu açıktır ki; kullanılan yazı dizgemiz düşünüş tarzımızı da şekillendirmektedir. Dünyanın en önemli nöropsikologlarından Robert Ornstein’in araştırmaları göstermiştir ki beyin temelli öğrenme Sami dillerindeki (İbranice, Arapça, Aramice) gibi sağdan sola doğru bir yazı dizgesi ve resimsel harf kullanımı gerektirmektedir. Bu yüzden ülkelerin kullandığı alfabeler büyük önem taşır. Soldan sağa doğru bir dizge izleyen alfabelerin hiçbiri, sağdan sola olan alfabelerle kıyaslandığında odaklanmaya, beyindeki duyusal çözümleme alanını hareketlendirmeye ve yaratıcı düşünmeye katkı sağlayacak özellikte değildir.

İsrailoğulları Arapça ile aynı tarz olan Sami dil ailesine bağlı İbrani alfabesini hiç bırakmadı. İsrail ülkesi bu alfabeyi kullanıyor ve dünyanın başka yerlerindeki İsrailoğulları da sadece İbranice yazarken değil, Yidiş (Yahudi Almancası) ve Ladino (Yahudi İspanyolcası) gibi başka dillerde de bu alfabeyi kullanarak, dillerini ve alfabelerini hiçbir şekilde bırakmamışlardır.

Türkiye’deki harf devrimine gösterilen gerekçe, Arap harfleri ile okuma yazmanın güç olduğu idi. Ülkedeki okuryazar oranının azlığı ile Arap harfleri ilişkilendirilmişti. Ancak 1. Dünya Savaşı’ndan çıktığımız, Çanakkale’de, Sakarya’da öğrencilerin bile savaşa katıldığı, öğretmenleriyle beraber şehit olduğu gerçeği unutuluyordu. Savaşlara öğretmenlerin ve öğrencilerin katılması da ayrı bir tartışma konusudur. Savaş kazanılsa bile yeni nesilleri yetiştirecek, eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürütecek kişilerin kaybedilmesiyle birlikte zaten yeni bir dirilişin sağlanamayacağı açıktır. 1. Dünya Savaşı’yla birlikte hem eğitimcilerden hem de öğrencilerden pek çok kişi şehit olmuştu ve savaş sonrasında yeterli okul, araç gereç ve öğretmen sağlanamamıştı. Bu alanlar ihmal edilmemelidir. Ancak açıktır ki, akıl devrimine en büyük engel olarak Arap harfleri görülüyordu. Harf devrimi ile kuşaklar arasında kopukluk olacağını savunan devrim karşıtlarının görüşleri, devrimciler tarafından “bilimsel değil duygusal” olarak nitelendiriliyordu. Toplumların hafızasının silinmesi, binlerce yıldır yazılan, biriken; muazzam, devasa arşivlerin, kütüphanelerin atıllaştırılması ve Türkçeleştirme adı altında dilin koflaştırılması, yavanlaştırılması kabul edilebilir değildir. Osmanlıca ve Latince harflerin bir arada kullanılması da iyi bir seçenek olabilirdi; ama bu da yapılmadı.

Sevgi ve dostlukla.

2 Yorum

  1. servet demiş ki:

    harika yorum özelllikle son paragraf

    18 Aralık 2014
    Yanıtla
  2. Ubudiyet demiş ki:

    Muhterem ağabeyim;

    Arap alfabesi vahiy midir? Kuran arap alfabesi ile nazil olmuş ama arap alfabesi daha öncede vardı. Arap alfabesi vahiy ise hangi peygambere vahy olmuş? Vahiy değilse kuranın lafzı beşeri manası vahiy anlamı mı çıkar? Tevratın, incilin, zeburun alfabeleri bu minvalde hangi kategoriye giriyor?  Günümüzde tevrat, incil asıl hüviyeti ile yok ama alfabeleri vahiy ise onlarında elinde alfabenin vahiy olması cihetiyle bir hakikat olmuş olmaz mı?

    Kur’an harfleri, hurufu mukatta ve tevratın, incilin ve diğer vahiy olan kitapların alfabeleri vahiy midir? Yoksa insan icadı mıdır?

    19 Aralık 2014
    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Geçmişinizde,  Geleceğinizde Yüzünüzde Saklı.Kaderinizi Yüzünüzden Fizyonominizden Öğrenebilirsiniz. " Kaderden Aşka Yüzdeki Gizem" Programını Her Hafta Cumartesi Günleri Saat 11:00 ile ...
Daha Fazlasını Oku
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım, kış vakti çoluk çocuk hastalanmasın, aman evde birbirine bulaştırmasın diye, iki çocuğuna, kendisine ve eşine grip ...
Daha Fazlasını Oku
Beslenmemizde bazı yiyecekleri ön plana alarak psikolojik iyilik hâlini sağlamak, moralimizi yükseltmek mümkün. Özellikle mens (regl) dönemlerinde olan bayanlar, hormonal ...
Daha Fazlasını Oku
Doğu Edebiyatının en güzel, en efsunlu örneklerinden biridir Binbir gece masalları… Masal içinde masal dinleriz. Ancak esas masal, Şehrazad ile ...
Daha Fazlasını Oku
"...Sevgi neydi ? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı? Sonunda coşkun ...
Daha Fazlasını Oku
20. yüzyılın en trajik ve etik ihlâllerle dolu deneyi...Bir yanda 6 aylık masum bir bebek, diğer yanda hırslı bir doktor ...
Daha Fazlasını Oku